DEĞİŞİMİN SOSYO-PSİKOLOJİSİ

Yazıya ünlü düşünür Herakleitos’un sözleriyle başlamak istiyorum ‘‘Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.’’ Felsefi açıklamalar günümüz insan hayatına ne kadar uyar tartışılır fakat değişimlerin insanlar üzerinde etki yarattığını görmemek imkansızdır.

Bizler aslında değişimi bilinç dışımızla hep reddederiz bulunduğumuz  şehir, mahalle, eşimiz, ailemiz bizim için güvenli alanı teşkil eder ve bizler yaradılış olarak bizi güvende tutan yerde kalmak isteriz, ayrılmak istemeyiz. Bütün insanlar güvenli alan arayışı içinde olmuşlardır. Tarih boyunca özellikle Osmanlı iskan politikasıyla topraklarını sürekli genişletmiş güvenli alanını sürekli korumuş ve git gide cihana hükmeden bir hükümdarlık olmuştur.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki yetişkin insanlarda hayatlarında önemli değişiklerin kaygı seviyesini yükselttiği gibi bir çok psikolojik probleme zemin hazırlamaktadır. Kaygı seviyesini en çok yükselten hadise ise eşlerinin hayattan ayrılması vefat etmesi düşüncesidir. Diğer kayıpların hiçbirisi insanların kaygı seviyesini bu kadar yükseltmemiştir. Anlattığım bu değişiklikler insanlar üzerinde kaygı oluşturabileceği gibi özellikle belli bir yaşın üstündeki kişilerde hayatlarında ani değişiklikler olduğunda daha farklı rahatsızlıklarda görülebilir depresyon, ani kalp krizleri gibi konuyu bireyselden toplumsal boyuta taşırsak örneklerle konu daha iyi anlaşılır. Burada da “tebdili mekanda ferahlık vardır ‘’ demek isterdim ama o ferahlığın mekana gelebilmesi için bir alışma süresi şart olacak. Özellikle en güzel örneği burada Türkiye  1961 de başlayan Almanya’ya yapılan işci göçleri gösterilebilinir. Dönemde Almanya’yla yapılan anlaşmayla yaklaşık 2 bin 500 Türk göç etmiştir. Almanya’ya  giden bu ilk kafile kültür şoku yaşamış, bir çok psikolojik problem yaşamış ve adaptasyon süreçleri çok zor olmuştur. Daha sonraki dönemde ise ikinci kafile durumu daha rahat atlatmışlardır. Çünkü ilk kafile gelecek olanlara yol göstermiş nasıl davranmaları gerektiğini öğretmişlerdir. İlk kafile tampon mekanizma görevi görmüştür adeta .. Bu dönemlerde Türkler Almanya da değişime ve asimilasyona direndikleri gibi önce apartmanlar semtler şehirler derken şu anda Almanya’daki Türk nüfusu neredeyse sıfır asimilasyonla 3 milyonu bulmuştur.

Bizlerin insan olarak değişime direnç gösteriyor olmamız çok normaldir. Bir davranışın temelinde onu gerçekleştirebilmemiz için bizi motive edecek bir sebebe ihtiyacımız vardır. Bir öğrencinin okul için şehir değiştirmesi onu bir meslek sahibi olacağı için mutlu edebilir fakat istemeden bir değişime zorlanan kişi bunu gerçekleştirse mutsuz olacaktı . Hayatı “akışına mı bıraksa yok şu tarafa mı bu tarafa mı derken” dediğinizi duyar gibiyim.. Fazla da sıkıntıya düşmeden hayatımıza pozitif değişimler katmaya gayret gösterirsek yeniliklere açık ve mutlu bir hayatın kapısını aralamış oluruz. Mutlu haftalar ..

PSİKOLOJİK DANIŞMAN – AİLE DANIŞMANI SEBİHA ERGÜN

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.