SEN KİMİN SENDİKASISIN?

Sanayi devrimi ile ortaya çıkan sendikalaşma günümüze kadar varlığını sürdürmeye devam etti. Etti etmesine ama biraz kuruluş amaçlarından saptırılarak. Çeşitli isimlerle birçok meslek grubunun ekonomik haklarını gözetmek için biraya araya gelen meslek örgütleri şuan baktığımızda işçiyi değil devleti temsil ediyor.

Sendikanın tanımında denirli ki; çalışanların sosyal, ekonomik hak ve çıkarlarını korumak, sorunlarını çözme amacı ile kurulmuş ekonomik öğeler taşıyan, devlet, siyasi parti ve iktidar örgütlenmelerinden bağımsız örgütlerdir. Yani sen kimsenin değil işçinin temsilcisisin. Ve aldığın kararlar doğrultusunda işçinin haklarını önceliğin yapmalısın. Ama şuan ülkemizdeki sendikaların iktidar partisiyle hareket etmesi bazı kesimlerin dikkatini çekmekte. Bazı kişiler iş bitirici ve iktidara yakın sendika olduğu için yıllardır üyesi olduğu sendikayı  bırakıp gidip A sendikasına üye olmakta. İşçiyle ilgili alınacak kararlarda diğer sendikalar dinlenilmemekte. Fikirlerine başvurulmamakta. Bunu ben değil sendika yetkilileri söylüyor. Ve sevgili okurlarım sizce de sendikaların durumu bu mu?

Demokratik bir ülkeden hep bahsederiz. Ama uygulama da bu demokratikliği nedense göremeyiz. Bizdensen tamam değilsen ne halin varsa gör şeklinde bir tavır sergilenmekte günümüzde. Beni böyle düşündüren tanık olduğum olaylar… Herkesi kendimiz gibi düşünmeye zorlarız. O yüzden sendikaların takındıkları tavır şahsi kanaatimce çok yanlış. Devlet ya da işveren zaten işçinin hakkını vermediği için sendikalar kuruldu. İşçi özel sektörde çalışıyorsa ya patronundan ya da memurda devletten maaşını alır. Sen işçinin haklarını eksik yerine getirenlerle ortak hareket edersen sendikalaşmanın ne anlamı kaldı. İşçiler sana gelir sıkıntılarını dile getirir sende bunu gerekli mercilere iletirsin. Ve anlaşmada yine sen işçini düşünürsün. Çünkü bunun için kuruldun. Kurulma amacın bu.

 

Bugün 14 Mart Tıp Bayramı. Bu vesile ile tüm sağlık çalışanlarının Tıp Bayramını kutluyorum. Sağlık çalışanlarının hak ve çıkarlarını gözetmek için kurulmuş sendika temsilcileri ile bir araya geldiğimiz zaman sağlık personellerinin sorunlarıyla roman yazılır. Özellikle son zamanlarda FETÖ operasyonları kapsamında birçok sağlık çalışanı görevlerinden uzaklaştırıldı, kimi ise meslekten ihraç edildi. Bu durum diğer sağlık çalışanlarının mesai saatlerinin artmasına ve iş veriminin düşmesine neden odlu. Çünkü sağlık kurumlarında sağlık personeli sayısı zaten azdı. Meslekten atılanların yerleri doldurulmayınca mevcut personelin görevlerinin artması demek sağlık çalışanları biraz meslekten uzaklaştırdı sanki. Örneği; 14 saat çalışan bir kişi 24 saat çalışmaya başladı…

Tıp Bayramından dolayı sağlık çalışanı olan annelerin bir sorununu da dile getirmek istiyorum.  Eskiden Eğitim Araştırma Hastanesi, Doğumevi, Göğüs Hastanesinin kendi bünyesinde sağlık personellerinin çocukları için kreşler bulunduruyordu. Bu kreşler bazı gerekçeler ile kaldırıldı. Çocuğu olan sağlık personeli sabah işe gelir çocuğunu kreşe bırakır emzirme zamanında gider çocuğunu emzirir işinin başına dönerdi. Bunun hem işe hem de anneye hem hastane bütçesine katkısı oluyordu. Çünkü aileler kreş için ücret ödemekte. Öyle devletin diye bedava yok. Bu kreşler kaldırılınca anneler evlerine gitmekte. Süt izinlerinde. Anne Eğitim Araştırma hastanesinde diyelim çocuk İldem de . İldem’e gidip tekrar işinin başına gelecek.

Bu durumun hem çocuk hem de çalışanlar açısından büyük sıkıntı doğurduğunu söyleyen bir sendika çözüm bulunması noktasında sesini elinden geldiğince duyurmaya çalışıyor. Beyefendiye sordum. Acaba bu sıkıntıyı sadece sizin anne olan üyeleriniz mi sıkıntı çekiyor yoksa diğer sendikalara üye annelerde bu olaydan muzdarip mi? Bütün annelerin çektiği bir sıkıntı. Onlarda bu sıkıntıları sendikalarına iletiyor ama üstü kapatılıyor. Ama işte iktidarla ortak hareket ettiği için sendikaya üye olunmuş.

Peki, neden o sendikaya üye oluyorlar? “Sizce “ deyip beyefendi şöyle gözlerime imalı bir şekilde baktı. Ama bir gün sendikasını değiştirenlerle röportaj yapıp bunu sormak isterim. Burada görmüş olduğunuz gibi herkesin her sendika üyesinin yaşadığı sorun sadece bir sendika tarafından dile getirilmekte. Yani diğer annelerin yaşamadığı bir sıkıntı sadece bu sendika üyesi annelerinin yaşadığı bir sendika gibi lanse edilmekte. O sorun çözülse bütün anneler bir oh diyecek…Sadece bir sendikanın dediğinin olması sendikacılığın bir yarasıdır.

Kısaca işçimizin hakkını koruyalım ilk önce. Kimseyi kendi sendikamıza üye olsun diye köşeye sıkıştırmayalım.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Araç çubuğuna atla